ATA
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN Kurucusu ULU ÖNDER GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN aramızdan ayrışının 68.yılında onu saygı ve sevgiyle anıyoruz..
Mekanı Cennet Olsun..
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Yaşam Boyu Spor
YAŞAM BOYU SPOR
Yaşam genelde hareket ile tanımlanır. Tarih boyunca uygarlık, gün geçtikçe büyük gelişmeler göstermiştir. Artık otomasyon ve mekanizasyon insan yaşantısında büyük bir yer tutmaktadır. Her gün insanın rahatlığı için yeni bir alet geliştirilmektedir. Bulaşık yıkamaktan, ekmek kesmeye kadar her şey aletlerle yapılıyor. Gerek genel üretimde, gerekse günlük yaşantı da insan her dakika daha az aktif olmaktadır.
Örneklemek gerekirse; genel üretimdeki insanın fiziksel aktivitesi 19. Yüzyılda %92 oranındaydı. Günümüzde ise bu oran gelişmiş ülkelerde %28’ in altına düştü.
Açıkça bilinmektedir ki, insan organizması uygarlık geliştikçe daha az hareket etmek zorunda kalmaktadır. Hareket azlığının organizma üzerindeki olumsuz etkileri düşünülmeden, her geçen gün yeni bir alet geliştiriliyor. İnsanlar, rahatlığımız için deyip, bu aletleri kapışıyorlar.
Şimdi hareket azlığının insan vücudu üzerindeki olumsuz etkilerini anlatmaya çalışalım:
İnsan vücudu evrimini ilk çağların güç doğa koşulları içinde tamamladı. O çağlarda insan, yaşamını sürdürebilmek, vahşi hayvanlara karşı savaşabilmek, güç doğa koşullarına göğüs gerebilmek ve beslenebilmek için güçlü olmak zorundaydı. Sürekli bir savaşın içindeydi, insanlar. O zamanın insanı çok güçlü bir fiziksel yapıya sahipti. Tüm kasları büyük bir gelişim göstermişti. Daha güçlü, daha süratli, daha dayanıklıydı. Sürekli bir hareketler dizisi içerisindeydi, insanlar.
Bir de günümüz insanını gözümüzün önüne getirelim.
Bugün insan yaşamını sürdürmek için çok daha az hareket etmektedir. Günümüzde bu az hareket, yeni bir hastalık grubunun doğmasına neden oldu. Bu hastalık grubuna Hypokinetic Disease (hareket azlığı hastalıkları) adı veriliyor. Artık bu hastalıklar günümüzde en çok can alan, bir hastalıklar grubudur. Kalp-Damar hastalıkları bu grubun başını çekiyor.
İşte, bu hareket azlığı ile başa çıkmak, insanın yaşam kalitesini yükseltmek, insanı fiziksel anlamda günlük yaşamdaki etkinlikleri daha kolay yapar hale getirebilmek amacıyla “yaşam boyu spor” olgusu doğdu. Bu olgu çeşitli dönemlerde, çeşitli ülkelerde değişik isimlerle anıldı. Kimi zaman “herkes için spor”, kimi zaman “sağlık için spor”, kimi zaman “kitle sporu” gibi.
TÜRKİYE ve Olimpiyatlar
MODERN OLİMPİYATLAR
VE TÜRKİYE
VE TÜRKİYE
Modern olimpiyatlardaki Türk sporcularla ilgili birkaç ilginç konuya değinmek istiyorum.Bir de aşağıda olimpiyatlarda dereceye girmiş sporcularımızın isimlerini bulacaksınız. Olimpiyatta bildiğiniz gibi birinci altın, ikinci gümüş ve üçüncü bronz madalya kazanır. dördüncüden, sekizinciye kadar olan sporcuların isimleri de “Olimpiyat Oyunları Şeref Kütüğü”nde yer alır.
1896 Atina Olimpiyatları’na 20 yaşındaki Deliormanlı Koç Mehmet Pehlivan kendi olanakları ile gider. Amacı hem tanınma, hem de “dünyalık” kazanma şansını yakalamaktır. Koç Mehmet 1.65 boyunda ve 80 kilodur. Atina’ ya varınca, UOK’ yı bulur. “Güreşmeye geldim” der. Ama Osmanlı Devleti henüz Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ ne üye olmadığı ve de Koç Mehmet’ in resmi bir sıfatı olmadığı için geri çevrilir.
1906 yılında Modern Olimpiyatları’ n 10. Yaşı nedeniyle Atina’ da bir “Ara Olimpiyat” düzenlenir. Buna Türkiye’ den de 30 sporcu katılır.Bu sporcular 18 Rum, 10 İngiliz,1 Ermeni ve de 1 Musevi sporculardır. Ve Tatavla Heraklis Jimnastik Kulübü’nden (Bugünkü Kurtuluş Kulübü) Yorgo Alibrantis 10 metrelik ipe tırmanma yarışında 114 saniyelik derecesi ile Dünya Rekoru kırar.
İlk kez 1912 yılında Stockholm’ deki 5. Olimpiyat Oyunları’ na 27 ülke arasında Türk Bayrağı’ da katılır. 1916 Berlin Olimpiyatları, I. Dünya Savaşı yüzünde yapılamaz. 1920 Anvers Olimpiyatları’ na ise çok acıdır ki “Dünya Savaşı’ nı çıkaran ülkelerden biri olarak” Türkiye kabul edilmez.
1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda GR güreşte 67 kiloda Tayyar Yalaz dördüncü; Sami Arıkan GR 60 kiloda altıncı, Nuri Boytorun GR 75 kiloda ve de Mehmet Çoban GR ağır siklette yedinci olurken halterde Cemal Erçman 60 kiloda sekizinci olur.
1932’ deki Los Angeles Olimpiyatları’na Türkiye sporcularını maddi olanaksızlık nedeniyle gönderemez.
1936 Berlin Olimpiyatları’ nda ise ilk kez bayrağımız şeref kürsüsüne çekilir. İlk kez İstiklal Marşımız çalınır ve ilk altın madalyamızı alırız. Ayrıca, ilk bayan sporcularımız da bu oyunlara katılır. İlk şeref kürsüsüne güreşte 78 kiloda Mersinli Ahmet Kireççi çıkar üçüncü olur ve ilk altın madalyamızı ise GR 61 kiloda Yaşar Erkan alır.Mehmet Çoban GR ağırda dördüncü ve Nuri Boytorun GR 72 kiloda beşinci olur. Yine güreşte Ahmet Çayıryıldız 56 kiloda altıncı ve Cevat Kula binicilikte krosta altıncı olurken, Hüseyin Erçetin güreşte 72 kiloda yedinci; Talat Tunçalp bisiklette 100 km’de, Mustafa Çakmak GR 87 kiloda, Harun Ülman ile Behzat Baydar yelken starda sekizinci olur.
1948 Londra Olimpiyatları’ nda güreş dışındaki bir sporda, ilk madalyamızı üç adım atlamada Ruhi Sarıalp bronz olarak kazanır. Güreşte ise o yıl zafer yılıdır. Nasuh Akar 56 kiloda, Gazanfer Bilge 62 kiloda, Celal Atik 67 kiloda, Yaşar Doğu 73 kiloda, Mehmet Oktav GR 62 kiloda, Mersinli Ahmet Kireçci GR ağr sıklette altın madalya kazanırken; Halit Balamir 52 kiloda, Adil Candemir 79 kiloda, Kenan Olcay GR 52 kiloda, Muhlis Tayfur GR 79 kiloda ikinci olurlar. Halil Kaya da 57 kiloda üçüncü olur. Muharrem Candaş 87 kiloda, Sadık Esen ağır siklette dördüncü olurken Ahmet Şenol GR 67 kiloda beşinci ve de Mustafa Çakmak GR 87 kiloda sekizinci olur. Ayrıca futbolda Cihat Arman, Naci Özkaya, Murat Akyüz,Selahattin Torkal, Bülent Eken, Hüseyin Saygun, Fikret Kırcan, Erol Keskin, Gündüz Kılıç, Lefter Küçükandoniadis ve Şükrü Gülesin’li ekibimiz beşinci oldu.
1952 Helsinki Olimpiyatları’nda Bayram Şit güreşte 62 kiloda, Hasan Gemici 52 kiloda altın, Adil Atan 87 kiloda bronz madalya kazandılar. Yine güreşte İrfan Atan ağırda dördüncü olurken Cemil Sarıbacak 52 kiloda, Haydar Zafer 73 kiloda, Ahmet Şenol GR 73 kiloda, Ali Özdemir GR 79 kiloda, İsmet Atlı GR 87 kiloda beşinci ve de Hasan Bozbey GR 62 kiloda altıncı olur. Ayrıca, Erdoğan Akın, Rıdvan Bolatlı, Mustafa Ertan, Basri Dirimli, Ercüment Güder, Necdet Şentürk, Vasıf Çetinel, Tekin Bilge, Yalçın Çaka, Muzaffer Tokaç ve Macit Gürdal’dan kurulu futbol takımımız da beşinci oldu.
1956 Melbourne Olimpiyatı’nda serbest güreşte GR 73 kiloda Mithat Bayrak, 57 kiloda Mustafa Dağıstanlı, ağırda Hamit Kaplan altın madalya; greko romen 67 kiloda Rıza Doğan ve serbest 73 kiloda İbrahim Zengin gümüş madalya kazandılar. Greko Romen’de 52 kiloda Dursun Ali Eğribaş ve serbestte 52 kiloda Hüseyin Akbaş bronz madalya kazandılar. İsmet Atlı GR 79 kiloda, Müzahir Sille GR 62 kiloda, Hamit Kaplan GR ağır siklette dördüncü; Bayram Şit 62 kiloda beşinci , Adil Atan da 87 kiloda beşinci olurken ve yineAdil Atan GR 87 kiloda da sekizinci oldu.
1960 Roma Olimpiyatı’nda Greko Romen güreşte 62 kiloda Müzahir Sille ve 73 kiloda Mithat Bayrak; 87 kiloda Tevfik Kış serbest güreşte, 52 kiloda Ahmet Bilek, 62 kiloda Mustafa Dağıstanlı, 79 kiloda Hasan Güngör ve 87 kiloda İsmet Atlı altın madalya kazandı.Serbestte 73 kiloda İsmail Ogan ve ağırda Hamit Kaplan gümüş madalya sahibi oldular. Yine güreşte Kazım Ayvaz GR 79 kiloda dördüncü;Yaşar Yılmaz GR 57 kiloda ve Adil Güngör GR 67 kiloda beşinci olurken Hayrullah Şahin 67 kiloda altıncı oldu.
1964 Tokyo Olimpiyatı’nda Greko Romen’de 70 kiloda Kazım Ayvaz ve Serbestte 78 kiloda İsmail Ogan altın madalya, 57 kiloda Hüseyin Akbaş, 87 kiloda Hasan Güngör, ve ağırda Ahmet Ayık gümüş madalya kazandılar. Serbestte Hamit Kaplan ağır siklette ise bronz madalya kazandı.Yine güreşte Mahmut Atalay 70 kiloda ve Cemal Yanılmaz 52 kiloda dördüncü olurken; Ünver Beşergil GR 57 kiloda, Yavuz Selekman GR 87 kiloda ve Burhan Bozkurt GR 52 kiloda sekizinci oldular.
1968 Meksiko Olimpiyatı’nda serbest güreşte 78 kiloda Mahmut Atalay ve 97 kiloda Ahmet Ayık altın madalya kazandılar. Atletizmda maratonda İsmail Akçay dördüncü oldu. Hüseyin Gürsoy güreş 87 kiloda, Metin Alakoç GR 62 kiloda, Seyfi Tatar boks 58 kiloda beşinci; Kaya Özcan GR 57 kiloda altıncı, Vehbi Akdağ 62 kiloda yedinci ve Metin Çıkmaz GR 52 kiloda sekizinci oldular.
1972 Münih Olimpiyatı’nda serbest güreş 62 kiloda Vehbi Akdağ gümüş madalya kazandı. Sefer Baygın 48 kiloda dördüncü, Ali Şahin 68 kiloda, Eraslan Doruk boksta 60 kiloda ve Nazif Kuran boksta 73 kiloda beşinci, Seyit Hışırlı GR 68 kiloda altıncı, Ali Yağmur GR 82 kiloda ve Mehmet Güçlü 90 kiloda yedinci oldular.
1976 Montreal Olimpiyatı’nda Mehmet Uzun serbest güreşte 87 kiloda dördüncü olurken; yine güreşte Kuddusi Özdemir 48 kiloda , Salih Bora GR 48 kiloda ve Erol Mutlu GR 70 kiloda yedinci oldular.
1980 Moskova Olimpiyatları’ nı boykot edip, katılmayız.
1984’ e kadar, Sarılap’in kazandığı bu bronz (güreş dışındaki tek madalya) yalnızdı. 1984’te Los Angeles’te boks ringlerinde Eyup Can 51 kiloda ve Turgut Aykaç 58 kiloda ve serbest güreşte ağır siklette Ayhan Taşkın bronz madalya kazanırlar. Hayri Sezgin güreşte 100 kiloda dördüncü, Aslan Seyhanlı 52 kiloda güreşte, Fahri Sümer boksta 62 kiloda beşinci, Fevzi Şeker 70 kiloda ve İsmail Temiz 97 kiloda güreşte altıncı, Erol Kemah GR 52 kiloda, Serhat Karadağ GR 57 kiloda ve Selman Kaygusuz 62 kiloda güreşte yedinci oldular. İbrahim Akgün 57 kiloda , Sümer Koçak güreş 70 kiloda ve de Levent Erdoğan 52 kiloda halterde sekizinci oldu.
1988’ de Seul Olimpiyatlarında, Naim Süleymanoğlu(60 kiloda) mucizesi ile altın madalya özlemimiz giderilmeye başlanır. Necmi Gençalp serbest güreşte 82 kiloda gümüş madalya kazanır. Ayrıca, yine güreşte Ahmet Ak 57 kiloda dördüncü olurken, Aslan Seyhanlı beşinci ve İlyas Şükrüoğlu 48 kiloda altıncı olur.
1992 Barselona Olimpiyatları’ nda ise 48 kiloda judoda Hülya Şenyurt olimpiyat üçüncü olarak bronz madalya alırken ‘ilk olimpiyat madalyalı bayan sporcularımız’ olur. Olimpiyata o dönem gösteri sporu olarak katılan takwondo da 47 kiloda Arzu Tan ve 55 kiloda Ayşegül Ergin, bronz madalya kazandı. Ayrıca Naim Süleymanoğlu halterde ve Mehmet Akif Pirim de GR 62 kiloda altın madalyaya ulaşırlar. Güreşte GR 90 kiloda Hakkı Başar, serbest 90 kiloda Kenan Şimşek ikinci; Ali Kayalı 100 kiloda üçüncü, Remzi Musaoğlu 57 kiloda ile Mehmet Demir 130 kiloda dördüncü, Ahmet Orel 52 kiloda ile Fatih Öztaş 68 kiloda beşinci olurken halterde Halil Mutlu 52 kiloda beşinci, güreşte Sebahattin Öztürk 82 kiloda altıncı oldular. Erdinç Aslan ise 110 kiloda halterde yedinci oldu.
1996’ da ise 64 kiloda Naim Süleymanoğlu ve 54 kiloda Halil Mutlu’ nun halter de getirdiği altın madalyalara, serbestte 82 kiloda Hamza Yerlikaya ve 130 kiloda Mahmut Demir’ in güreşteki altın madalyaları eklenir.
Türk Spor Tarihi boyunca en çok altın madalyayı kazanan sporcumuz, üç Olimpiyat’ ta 3 altın madalya ile Naim Süleymanoğlu olur.
Olimpiyat Rekoru kıran sporcu sayımız ise üçtür. 1988’ de Seul’ de Naim’ in üç Olimpiyat rekoru var. 1996’ da Halil Mutlu yine halter de üç olimpiyat rekoru daha kırıyordu.
Boksta 75 kiloda Malik Beyleroğlu gümüş madalya kazanırken, Greko Romen güreşte Mehmet Akif Pirim 62 kiloda bronz madalya kazanıyordu. Ayrıca aynı Olimpiyatta okçulukta eleme yarışmalarında bayan sporcumuz Natalie Nazadrize Çakır da olimpiyat rekor kırıyordu. Ama finale şanssızlık sonucu kalamıyordu. Natalie Nazadrize Çakır, Elif Altınkaynak ve Elif Ekşi ‘den oluşan bayan okçuluk takımımız olarak dördüncü oluyorlardı. Ayrıca, güreşte Harun Doğan 57 kiloda ve Sebahattin Öztürk 82 kiloda, halterde Sunay Bulut 91 kiloda, okçulukta Elif Altınkaynak dördüncü olurken; güreşte Hakkı Başar 90 kiloda beşinci, judoda İlknur Kobaş 61 kiloda ve güreşte Metin Topaktaş 62 kiloda altıncı oldular. Halterde Mücahit Yağcı 64 kiloda, Dursun Sevinç 83 kiloda ve judoda Irakli Uznadze 75 kiloda yedinci oldular.
2000 Sydney Olimpiyatları’nda ise greko romen güreşte 85 kiloda Hamza Yerlikaya,halterde 56 kiloda Halil Mutlu, judoda 66 kiloda Hüseyin Özkan altın madalya kazandılar. Serbest güreşte 76 kiloda Adem Bereket ve taekwan-do da 57 kiloda Hamide Tosun bronz madalya kazandılar. Türkiye bu olimpiyatlarda toplamda 5 madalya ile madalya sıralamasında 26. oldu.
2004 Atina Olimpiyatlarında halterde 56 kiloda Halil Mutlu, 77 kiloda Taner Sağır, bayanlar 48 kiloda Nurcan Taylan altın madalya kazandılar. Boksta 48 kiloda Atagün Yalçınkaya, taekwan-do'da 80 kiloda Bahri Tanrıkulu, grekoromen güreşte 66 kiloda Şeref Eroğlu gümüş madalya sahibi oldular. Erkekler çekiç atmada Eşref Apak, halter 56 kiloda Sedat Artunç, grekoromen güreşte 96 kiloda Mehmet Özal ve serbest güreşte 120 kiloda Aydın Polatçı bronz madalya aldılar. Böylece Türkiye bu olimpiyatlarda 3 altın, 3 gümüş, dört bronz madalya ile madalya sıralamasında 22 sırada yer aldı.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
TÜRK ve Dünya Sporunda İlkler
SPORDA İLKLER
Eski çağlarda yapılan spor faaliyetlerinde Eski Yunan Sporu’nun ve Olimpiyatların büyük yeri vardır. Ama spor ile ilgili ilk modern anlamdaki organize spor müsabakalarının Sümer Uygarlığı sırasında ortaya çıktığı, Hititler ve Eski Mısırlılar yolu ile Eski Yunan’a geçtiği bilinmektedir.
Bu bizleri Milat’tan önce 3600-2000 yılları arasına kadar götürmektedir. Sümerler’e ait 200 kil tablet, altın ve gümüş eserler, mezar taşları, tapınak mimarisi ve Gılgamış Destanı’nın sistemli incelenmesi sonucunda modern anlamdaki sporun ilk defa Sümerler tarafından ortaya konulduğu saptanmıştır.
Hatta bazı Sümer tabletlerinde, şair dönemin Sümer kralının ne büyük bir uzun mesafe koşucusu olduğunu, şiirsel bir anlatımla aktarır. MÖ 3000 yılının sonunda III.Ur Hanedanlığı’nın kurucusu Ur-Nammu’nun oğlu Şulgi’nin ne büyük bir koşucu olduğu tabletlerde kendi ağızından anlatılır. Tabletteki dizelerde Şulgi, Nippur’dan, Ur’a yaklaşık 15 çift saatlik mesafeyi (yaklaşık 150 km), yalnızca bir çift saatte aldığını söylemektedir.
Tablette şöyle der:
“Adım uzak günlere erişsin, ağızdan düşmesin diye,
Ünüm ülkenin her yanına yayılsın diye,
Bütün ülkelerde övüleyim diye,
Ben, koşucu, gücümü topladım, yola koyuldum,
Nippur’dan, Ur’a,
Yolu bir çift saatlik gibi aşmaya karar verdim,
Yorulmak bilmez bir aslan gibi şahlandım,”
Eski Yunan’da spor konusundaki en eski yazılı kayıta, Homer’in İlliada isimli eserinin 23. bölümünde rastlanır.Burada Yunan kahramanı Patroclus anısına düzenlenen spor karşılaşmalarında Araba yarışları,Güreş,Boks,Koşu Müsabakaları ve Cirit Atma vardır.Bu beş yarışmadan dördünü yüzyıllar önce Sümer’de yapıldığı buluntulara dayanarak söylenebilir.
Yunanistan’da spor oyunları Yunan Birliği’ni sağlayıcı nitelikleriyle ortaya çıkar. Bunlar Olimpia, Pythia,Nemea ve İsthmia’dır. Bunların en eskisi olimpia’dır. Belge ve bulgulara dayanılarak ve yarışmalarda kazananların ilk defa kaydedildiği oyunlar esas alınarak olimpiyat oyunlarının Milattan Önce 776 yılında Olimpia’da yapıldığı tespit edilmiştir.
Sporda ilk biçimsel örgütlenmeler öncelikle Antik olimpiyatlardan üç ay önce başlayıp, olimpiyatlardan beş gün sonra sona eren silah bırakışlarını simgeleyen “Olimpiyat barışı” anlamına gelen Ekechreiria, işlerini yürütmek amacıyla dört yılda bir seçimle oluşan geçici bir yönetsel yapıdır.
Burada Delphi Kahini’nin önerileri ile Olimpiyat Oyunları’nın cereyan ettiği mukaddes ay süresince barışın devam etmesi kararlaştırılmıştır.Bir disk üzerine yazılan anlaşma metninde “Olimpia kutsal bir bölgedir.Buraya silahlı olarak girmeye teşebbüs eden tanrıya karşı günahların en büyüğünü işlemekle damgalanacaktır.Böyle bir fena davranışın öcünü, gücü yettiği halde almayan da Allahsız sayılacaktır.” yazılıdır.
Bunun ardından eskrim okulu ağırlıklı VIII.Henry’nin 1540’da kurduğu “Savunma Ustaları Birliği” gelir. Ama federasyonlaşma bazında ilk adım Japonya İmparatoru Yoozei’nin 1603 yılında okullararası yarışmaların organizasyonunu sağlamak amacıyla kurdurduğu yüzme federasyonudur.
Ama uluslararası düzeydeki ilk çok ulus ve tek sporlu yönetsel yapı 1875 yılında IYRU(International Yatch Racing Union-Uluslararası Yat Yarış Birliği) adı ile kurulan Uluslararası Yelken Federasyonudur.
İlk çok uluslu ve çok sporlu örgüt ise 1894 yılında kurulan IOC(International Olympic Committe) Uluslararası Olimpiyat Komitesidir
Tüm bu ilklerle birlikte vurgulamak istediğim nokta ilk çok uluslu ve tek sporlu yönetsel yapı olan IYRU’nun(Uluslararası Yelken Federasyonu.1875) Cemiyet-i Akvam’dan(Milletler Cemiyeti), ilk çok uluslu,çok sporlu örgüt IOC’nin (Uluslararası Olimpiyat Komitesi.1894) Birleşmiş Milletler’den yaklaşık yarım yüzyıl yaşlı olmasıdır.
TÜRKİYE’DEKİ İLKLER
Ülkemiz açısından da bazı ilklerden söz etmek istiyorum:
İlk Milli Olimpiyat Komitemiz 1908 yılının Temmuz ayının son haftasında kuruldu.
Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nde Türkiye ilk kez 1909 yılında Berlin’de Selim Sırrı Tarcan tarafından temsil edildi.
Türk Bayrağı ilk kez resmen 1912 yılında Stockholm Olimpiyat Oyunları’nda dalgalandı. Bu oyunlara katılmak için dönemin Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti Genel Sekreteri ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Türkiye temsilcisi Selim Sırrı Tarcan gazetelere sporcuları oyunlara çağıran ilanlar verir. Bu ilanlara sadece iki Ermeni genci ilgi gösterir. Vahram Papazyan ve Mıgır Mıgıryan adlarındaki bu gençler kendi olanakları ile İsveç’e gidip, ülkemizi temsil ederler.
İlk yabancı antrenörlerimizin öyküsü ise şöyle. Cumhuriyet sonrası Atatürk spora büyük önem verdi. Ve 1 yaşındaki cumhuriyetin ilk katılacağı olimpiyatlar olan 1924 Paris Olimpiyatları’na en iyi şekilde hazırlanılmasını istedi. Ve ülkemize ilk yabancı antrenörler olarak futbol takımımızın başına İskoçyalı Billy Hunter,güreşçilerimizin başına Macar Raol Peter ve de de atletlerimizin başına Alman Abrahams getirildiler.
1936 Berlin Olimpiyatları’ nda ise ilk kez bayrağımız şeref kürsüsüne çekilir. Serbest güreşte ilk şeref kürsüsüne 78 kiloda Mersinli Ahmet Kireççi çıkar.
İlk kez İstiklal Marşımız çalınır ve ilk altın madalyamızı alırız. İlk altın madalyamızı ise 61 kiloda Yaşar Erkan alır.
1936’da ayrıca ilk bayan sporcularımız da bu oyunlara katılır.
1992 Barselona Olimpiyatları sonrası yapılan IX.Paralimpik Oyunlara ise Türkiye ilk kez 1 sporcu ve 2 idareci ile katıldı.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Hareket Azlığının Zararları
HAREKET AZLIĞININ ZARARLARI
Uygar yaşantı dediğimiz, sürekli teknolojik ve endüstriyel gelişim içerisinde olan, kent yaşamında kırsal yaşantının dinlendirici, güç verici görüntü ve ortamı kaybolur. Bir beton yığını şekline dönüşmüş evler, yeşile hasret alanlar. Sanayi artıkları kirlentileri, dumanları, gürültüleri ile dolu bir yaşantı. Korna, daktilo, telefon sesleri, çığlıklar, bağırışlar. Dar ve pislik kokuları ile sokaklar. Konserve kutusu gibi taşarcasına doldurulmuş ulaşım araçları. Asık suratlı insanların, hızlı adımlarla dolaştığı caddeler. Geçim derdi, işini kaybetme korkusu. Ve bunlara benzer sıralayabileceğimiz, çeşitli nedenlerle oluşan psiko-sosyal baskılar. Hareket azlığına bir de bu tip psiko-sosyal baskılar eklenince, organizmanın duyarlılığı artmakta, dayanma gücü azalmaktadır.
İnsan organizmasının ruhsal dengesi Merkezi Sinir Sistemi adını verdiğimiz bir sistem tarafından düzenlenir. Bu sistem dışarıdan gelen bir etkiye karşı organizmanın tepkisini ayarlar. İnsana gelen rahatsız edici bir stres karşısında insanda, anksiyete adını verdiğimiz bir davranış biçimi oluşur.
Yine hareket azlığından kaslar atrofiye (zayıflamaya) uğrarlar. Eklemlerin fleksibilitesi (esnekliği) azalır. Kasları yöneten sinirler aktivitelerini azaltır.
Postür bozuklukları, kireçlenmeler, şeker hastalıkları gibi rahatsızlıklarda egzersiz noksanlığından oluşmaktadır.
Amerika’ da yapılan istatistiklerle ölümlerin %55’ inin kalp-damar rahatsızlıklarından olduğu ortaya çıktı. Bu hastalıkların tedavisi için yılda milyonlarca dolar harcanmaktadır.
B. Almanya’ da 1954 yılında bu yana yapılan grevlerle kaybolan iş günü, kalp hastalıklarından kaybedilen iş gününün yanına bile yaklaşamamaktadır.
Ülkemizde ise kalp-damar hastalıklarının insanlarımız üzerine etkileri şöyle:
Türkiye’ de 4 milyonun üzerinde kalp hastası bulunmaktadır. Bu nedenle üretici iş gücü büyük azalma göstermektedir. Bu oran yılda 300 milyon iş gününü buluyor. Ayrıca, bu hastalıklardan oluşan zarar yılda 15-20 milyarı buluyor. Bunların dışında hipertansiyona bağlı kalp hastalarının sayısı 300 bine yaklaşıyor. İki aileden bir kişi, 13 kişiden biri, özet olarak nüfusumuzun %10’ a varan bir bölümü kalp hastasıdır.
Bu rakamları kalp hastalığı üzerinde araştırma yapan, ülkemizin yararlı derneklerinden Türk Kalp Vakfı’ nın broşürlerinden veriyoruz.
Kalp hastalıklarının insanlar üzerindeki öldürücü etkisi yukarıda verdiğimiz rakamlarla açıkça görülmektedir.
Konumuzun hareketsizlikten oluşan rahatsızlıklara, karşı hareket ile mücadele etmek olduğuna göre, Tıbbın babası diyebileceğimiz ünlü Yunan bilgin Hipokrat’ ın bir deyişini hatırlatmadan geçemiyoruz.
Hipokrat şöyle demişti:
“Kullanılan gelişler, kullanılmayan kaybolur. ”
Daha önceki satırlarda vermeye çalıştığımız bilgiler, açıkça Hipokrat’ ın ünlü deyişini kanıtlamaktadır.
Bu hastalıklardan tek kurtuluş yolumuz var. O da HAREKET etmektir. Sürekli sağlıklı kalmak istiyorsak, haraket etmeliyiz. İlk ve tek parolamız, “Sağlıklı yaşam için HAREKET’ tir. ”.
Şimdi ilerideki sayfalarda sizlere egzersizin yararlı ve zararlı yönlerini anlatmaya çalışacağız. Ondan sonra egzersiz çeşitleri ve enerji oluşum yollarını bulacaksınız. Kısada olsa bu konulara değinmek zorundayız.
Özetlemeye çalıştığımız gibi, psiko-sosyal streslerden ve emosyonel (heyecansal) streslerden kurtulabilmemizin çarelerinden biri hareket etmek, spor yapmaktır. Gün geçtikçe daha büyük rakamlarla uyuşturucu madde ve alkole düşkünlüğü bu stresler sonucu artan insanlarımızın tek kurtuluş çaresi hareketlilik, tekdüze yaşantıdan kurtulmaktır.
Evde bu stresi ailemize taşıyacağımız yerde, yarım saatimizi spor için ayırabilirsek, hem fiziksel sağlığımız, hem de ruhsal sağlığımızı düzene sokmuş oluruz.
Yukarıdaki satırlarda fiziksel aktivitenin insanın ruhsal yapısı ve sağlığı üzerinde yaptığı olumlu etkilerini anlatmaya çalıştık.
BALKE VE COOPER’IN ARAŞTIRMALARI
Kuzey Amerika’nın Wisconsin Üniversitesi Biyodinamik Laboratuvarlarında 1967 yılında bir araştırma yapıldı. Araştırmanın konusu “Koroner damar hastalıklarından koruyucu egzersizler” di. Bu projeyi üniversitenin hastahanesi kalp uzmanları, biyodinamik laboratuarlarının doktorları, beden eğitimi bilim doktorları ve uzmanlar yürüttüler. Projenin başında ise spor Fizyolojisi bilgini prof. Dr. Bruno Balke vardır. İşte, dünyadaki sağlık için spor konusunda yapılan ilk geniş kapsamlı bilimsel bu çalışmada bir de Türk bilim adamı vardı. 1964 yılında kazandığı burs ile ABD’ye giden ve bilim uzmanlığı çalışmasını orada yapan ve daha sonra doktora çalışması için 1965 yılında Wisconsin Üniversitesi’ne geçen Dr. Necmettin Erkan bu önemli çalışmada bulunan bilim adamlarından birisiydi. Erkan doktora çalışmasını orada “Koroner Damar Hastalıkları’nın erken teşhisinde hipoksik egzersizler” araştırması ile tamamladı. Futbol ile uğraşanlar Balke testini bilirler. Bu test Dr. Balke tarafından geliştirilmiştir. Balke “Maksimal egzersiz testleri” ile tanınmış beden eğitimi ve hekim diplomalarına sahip bir kişidir. Koroner damar hastalıklarını erken tanımı konusunda testler geliştirmiştir.
Araştırma önce üniversitenin 359 profesörü arasında yapıldı. Ve koroner damar hastalıklarına yakalanma olasılığı fazla olan, iki yada daha fazla risk gösteren 101 profesör seçtiler. Bu seçilenler 45-59 yaşları arasında, yavaş yaşantıları olan, ağır bilimsel çalışma ve araştırma yapmak zorunda kalan kişilerdi. Koroner damar hastalıklarında risk faktörleri olarak aşağıdaki faktörler göz önüne alındı:
1) Yavaş yaşantı fiziksel güçsüzlük
2) Yüksek düzeyde kolesterol bulgusu
3) Hipertansiyon
4) Yüksek kan-yağ düzeyi
5) Aşırı şişmanlık
6) Ağır sigara alışkanlığı
7) Zorlu sorumluluk dolu bir iş yaşantısı
8) EKG’ de şüpheli bulgular
Bu 101 profesör iki deney, bir de kontrol grubuna ayrıldılar. Daha sonra çeşitli egzersiz programlarına alındılar. İlk grup yürü-koş grubuydu. İkinci gruba sportif oyunlar oynatıldı. Son grup ise kontrol grubuydu.
Birinci gruba haftanın üç günü 30-45 dakika koşu –yürüyüş yaptırılıyordu. Bir süre sonra bu grup tempolu bir koşuyu 30-45 dakika sürdürebilecek duruma geldi. Oyun grubu ise haftanın 3 günü 45-50 dakika süreli oyun derslerini bir lider denetiminde görüyorlardı. Basit koşmaca, basketbol, voleybol gibi oyunlar öğretildi. Kontrol grubu ise ancak haftada bir 35-40 dakikalık bir yürüyüş yapıyordu.
Her 3 grupta her 3ayda bir muayeneden geçiriliyorlardı. Sonuçta bu orta yaşların oluşturduğu gruplarda şaşırtıcı bulgulara rastlandı. İlk iki deneysel gruptaki profesörler kilo kaybetmeye ve 2-2. 5 ayda normal fiziksel görünüm almaya başladılar. Altı ay sonunda fazla kilolu kimse kalmamıştı. Kalp ve damar hastalıklarında önemli bir tehlike nedeni olan hipertansiyonları kalmamıştı. EKG’ lerinde önemsiz bazı anormallikler olan profesörlerin bu anormalliklerinin tamamen ortadan kalktığı gözlendi. Kan, kolesterol ve yağ düzenlerinde kişiden kişiye değişen değişiklikler görülmekle beraber bunların normale doğru yavaş yavaş indiği görüldü.
Yukarıda Kuzey Amerika’ nın Wisconsin üniversitesinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını verdik. Sonuçlardaki insan sağlığının lehine olan gelişmeler açıkça görülmektedir. Bu programlara 1973 yılında toplam 40 kişinin kaydolduğunu yazmakta yarar görüyoruz.
Spor ile uğraşanların yakından bildiği bir test vardır. Bu test “Cooper Testi” dir. Bu testin bulucusu Dr. Cooper 1968 yılında ABD hava kuvvetlerinde büyük bir araştırma yaptı. 10. 000 kadar kadro personelin katıldığı araştırma sonunda meşhur”Aerobic” programlarını yayınladı. O tarihten bu yana her yaşta milyonlarca kişi bu programları uygulamaktadır.
Cooper’ ın bu programları ABD Hava Kuvvetleri’ nde 800 bin havacının katıldığı “Egzersiz yolu ile dinç kalma” programları haline geldiler. Bu programları diğer ülkelerin silahlı kuvvetleri de kullanmaya başladılar. İlerideki bölümlerde açıklayacağımız gibi, aerobik, temelde, kalp ve akciğerlerin çalışmalarını artıran kamçılayan ve yararlı değişiklikler yapan bir egzersiz sistemidir. Bu çalışmalar ileride belirttiğimiz gibi Aerobik yolla enerji üretimini gerçekleştirir. Kişinin aerobik kapasitesi artar, yani fizyolojik kondisyon dediğimiz kondisyonu artar. Gerek günlük işlerde, gerekse acil çıkan eforları rahat yapmasını, yorumlamasını sağlar.
Aerobik programlarda verilen egzersizler arasında yürüyüşler, koşular, bisiklet turları ve yüzme gibi hareketleri sıralayabiliriz. Bu tip hareketlerin tümü insanların aerobik kapasitelerini geliştirir.
Bu tip egzersizlerin insanlar arasında büyük bir hızla yayılmasının, ilgi görmesinin ve yaşlı insanlar arasında yayılmasının tek bir nedeni vardır. Bu nedende yaşam boyu sporun bir çeşit “Hayat Sigortası” olmasıdır.
Egzersiz programları kalp kasını güçlendirir, sonuçta kalbin atım sayısı azalır. Bunun nedeni ise kalp kasının güçlenmesi sonucu kalbin pompalama gücünün, arttığı kan miktarının artmasıdır. Ayrıca, kaslardaki kılcal damar sayısı da artar. Sonuç olarak koroner damar hastalıklarına yakalanma olasılıklarını azaltır.
Ayrıca, pulmoner(akciğer) anfizem durumlarında hastaların bazılarının tedavisinde önemli bir etken oluşturur. Bu hastalık akciğerlerinin gücünü azaltır. Amerika Birleşik Devletleri’nde anfizem adeta bir salgın haline gelmiştir.
Aerobik çalışmalar akciğerlerin inspirasyon(soluk alma) ve ekspirasyon yeteneğini de geliştirir. Dolayısıyla vücudun her bir yanına daha fazla oksijen gitmesi sağlanır. Anfizem’ de geride kalan sağlam akciğer dokusunun en iyi şekilde kullanılmasını sağlar.
Aerobik egzersizler dört temel yaş grubuna göre ayarlanmıştır. Bu yaş grupları; 30 yaş ve aşağısı, 30-39 yaş, 40-49 yaş ve 50 yaş yukarısıdır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
BESLENME
BESLENME
Gerek sağlıklı bir ortamda spor yapmak, gerekse yüksek sportif performansı elde etmede başarının temel unsurlarından birisi bilindiği gibi ekip çalışmasıdır. Bu ekibin bir parçası da hiç kuşkusuz beslenme uzmanıdır. Ülkemizde tam anlamı ile yerleşmese de ender olarak bu ekip bazı kulüpler de oluşturulmaya başlanmıştır. Aşağıdaki bölümde beslenme konusu ile ilgili çeşitli temel kavramlara ve pratikte karşılaşılan sorulara yanıt vermeye çalışacağız. Bu konulardaki daha detaylı bilgilere kaynaklarımızdan veya bir beslenme uzmanından ulaşabilirsiniz.
1- Dengeli beslenme nedir?
Sportif bağlamda dengeli beslenme gerek antrenman, gerekse yarışma periyodunda, sporcunun gerek duyduğu besin öğelerinin, gerek duyduğu zaman diliminde alınmasıdır. Burada denge kavramı , sporcunun antrenman ve yarışmada harcayacağı besin öğelerinin sağlıklı bir biçimde alınması ve harcanmasının ardından yerine konulmasıdır.
2- Kaç çeşit karbonhidrat vardır?
Karbonhidratlara göz attığımıza genelde iki gruba ayılır. Basit karbonhidratlar şeker, kompleksler ise nişastadır. Basit karbonhidratlar zengin yiyecekler;çay şekeri , akide şekeri meyve şekerleme ve pelteleri, karamela, lokum, marmelat, reçel, bal, pekmez, çikolata, tahin helva , kuru sebze, meyve ve pestiller. Kompleksler ise ekmek, bisküvi, kek, pasta pirinç, makarna , bulgur, buğday, irmik, şehriye, tarhana, arpa, yulaf, mısır, patates, kestane, barbunya, bezelye, börülce, iç bakla, kuru fasulye, nohut, mercimektir.
3- Kaç çeşit yağ vardır?
İnsan vücudunun enerji gereksinimi en ekonomik şekilde yağlarda sağlanır. Gerek yağda eriyen vitaminler (A, D, E, K) gerekse elzem yağ asitleri (vücudun sentezleyemediği için diyetle alınması gerekir) vücuda yağ ile alınır. Yağlar üç ana gruptadır. Bunlar, doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlardır Doymuş yağlar:etin yağı, krema, kaymak içyağı, margarin, yağlı süt ve ürünleridir. Tekli doymuş yağlar;zeytinyağı ve yer fıstığı yağıdır. Çoklu doymamış yağlar da;mısır pamuk, ayçiceği, soya, susam ve balık yağıdır. Bilindiği gibi doymuş yağlar kan kolesterol düzeyini yükseltip, kalp hastalıkları ile ilgili bazı riskleri artırır.
4- Proteinlerin vücuttaki görevi ve protein kaynakları
Bilindiği gibi organizmadaki hücreler sürekli bir yenilenme içersindedir. Bu noktada proteinlere büyük görev düşmektedir. Yaşam süreleri farklı olan yıpranan hücreler ölüp, yerine yenileri yapılmaktadır. Proteinler enerji sağlamanın yanı sıra asıl görevleri olan bu yapıtaşı görevlerini yerine getirir. Ayrıca besin öğelerinin kullanılmasında görev alan enzim ve hormonların yapısında da proteinler bulunur. Enfeksiyonlara karşı vücudun verdiği savaşta da proteinler yer alır. Günlük enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 10-15 ‘i proteinlerden sağlanmaktadır. Proteinler genelde bitkisel ve hayvansal kaynaklı yiyeceklerden sağlanır. Burada iyi kaliteli hayvansal kaynaklı yiyecekler;et, süt, peynir, yumurtadır. Bitkisel kaynaklı yiyecekler ise tahıl ve kuru baklagillerdir. Genel olarak proteinden zengin yiyecekler;süt, yoğurt, peynir, yumurta, kümes ve av hayvanları, balık ve deniz ürünleri, et ve ürünleri, kuru baklagiller ve yağlı tohumlardır.
ENERJİ KONUSU
1- İnsan vücudunun enerji kaynakları nelerdir?
Tüm besinlerin bileşmesinde çeşitli kimyasal moleküller bulunmaktadır. Bunlar “besin öğesi” diye adlandırılır. Ağızda başlayan sindirimin sonunda besin öğeleri parçalanır. Olaya enerji kaynakları bazında baktığımızda, insan vücudunun enerji gereksinimi üç temel besin grubunda sağlanır. Bunlar sırasıyla; karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir. Genel olarak karbonhidratlar ve yağlar egzersiz sırasında temel yakıt olarak kullanılan enerji kaynaklarıdır. Proteinler organizmada yapıtaşı olarak görev yaparlar.
2- Vücutta hangi enerji kaynakları depolanır?
İnsan vücudundaki temel enerji kaynaklarından karbonhidratlar ve yağlar depo edilir. Proteinler depo edilmez. Bu yüzden gerekli olduğu kadar protein kullanılır, geriye kalanı dışarı atılır. Ayrıca, fazla olarak protein almak çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabilir.
3- Hangi enerji kaynağı ne kadar enerji verir?
Karbonhidratlar ve proteinler gram başına yaklaşık 4 kilokalori, yağlar ise gram başına 9 kilokalori enerji verir. Genel olarak kilokalori ve kalori değerleri, ülkemizde birinin yerine kullanılan değerlerdir.
4- İnsan vücudu hangi koşullarda enerjiye gerek duyar?
İnsan organizması üç koşulda enerjiye gerek duyar.
Bunlar: a. Bazal metabolizma, b. Fiziksel aktivite, c. Besinlerin spesifik dinamik etkisi
Burada bazal metabolizma organizmanın dinlenik durumda yaşamını sürdürmesi için gerek duyduğu enerji gereksinimidir. Bazal metabolizma kişinin vücut ağırlığı, yaşı , cinsiyeti, sağlık durumu ve diğer faktörlere göre değişir. Fiziksel aktivite ise yürümekten, koşmaya;okumaktan, araba sürmeye kadar tüm fiziksel ve zihinsel aktivitelerimiz için gereksinim duyduğumuz enerjidir. Besinlerin spesifik dinamik etkisi ise, besinlerin sindirimi sırasında ortaya çıkan ısının , ortadan kaldırılması için harcanması gereken enerjidir.
5- Hangi sporda, hangi enerji kaynakları kullanılır?
Egzersiz sırasında genelde karbonhidratlar kullanılır. Özellikle kısa süreli aktivitelerde sadece bu enerji kaynağı kullanılır. Egzersizin süresi uzadıkça enerji kullanımında yağlar da devreye girer. Özellikle uzun süren aktivitelerde eforun süresi uzayıp, şiddeti düştükçe vücut yağ depoları enerji üretiminde devreye girmektedir. Bu tür aktivitelere en belirgin örnek maratondur.
6- Ağırlık çalışmalarının yapıldığı dönemde hangi enerji kaynağı fazla alınmalıdır?
Genel olarak ağırlık çalışmasının yapıldığı dönemlerde, amaç kuvvet gelişimi olduğu için kasın enine kesitinin büyümesi (hipertofi) söz konusudur.
Bu da organizmanın gereğinden fazla protein kullanımı ile sağlanır. İşte bu nedenle ağırlık çalışmalının yapıldığı dönemde daha fazla protein alınmalıdır. Ama bu protein miktarı mutlaka bir diyetisyen (beslenme uzmanı) veya bir hekim tarafından belirlenmelidir. Unutulmaması gereken, aşırı protein alımının çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı, fazlasının yağa dönüşüp depolandığında ve geriye kalanının idrar yolu ile atıldığıdır.
Sağlıklı bireylerde günlük protein alımında vücut ağırlığının her kilogramı başına 0.8-1 gramlık protein yeterli, özellikle kuvvet gerektiren sporlarda bu oran vücut ağırlığı başına 1. 5-2 gram, hatta 2. 5 grama kadar çıkabilmektedir. Kuvvet çalışmalarının yeni başladığı dönemlerde kas gelişimine yönelik ek kilogram başına 7-8 gram protein önerilmektedir. Ama bu değerler genel değerlendirilir. Konu mutlaka bir uzman tarafından denetlenmelidir.
VİTAMİNLER
1- Kaç çeşit vitamin vardır?
Vitaminler bilindiği gibi vücut tarafından üretilemeyen ama yaşam için gerekli olan bileşiklerdir. Vitaminler genelde iki gruba ayrılır. Bunlar suda eriyen ve yağda eriyen vitaminler.
Yağda eriyen vitaminler dört tanedir bunlar:A, D, E, K tir. Suda eriyenler ise şunlardır: B (B1 thiamin, B2-riboflavin, B6 piridoksin, B12)ve C vitamini (askorbik asit)
2- Suda eriyen vitaminlerin özellikleri nedir?
Bunlar B ve C vitaminleridir. Bu vitaminlerin özellikleri vücutta az bulunmaları ve depo edilmez olmalarıdır. Fazla alındıklarında ise idrar yolu ile atılır
3- Yağda eriyen vitaminlerin özellikleri nelerdir?
Yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri vücutta depo edilir. Fazla alındıkları zaman vücutta toksit etkisi yaparlar. Yetişkinlerde fazla alım onucu baş ağrısı, bulantı, saç dökülmesi, ishal gibi belirti gösterirler.
4- Vitaminler ne zaman ve nasıl alınmalıdır?
Vitaminler gerek duyulduğunda mutlaka bir hekim veya beslenme uzmanı denetiminde alınmalıdır. Onların hangisinin kullanılması gerektiği , alınma sıklığı ve dozu mutlaka bir uzman tarafından belirlenmelidir.
Sağlıklı ve düzenli beslenen bir sporcu, normalde vitamin gereksinimini aldığı besinlerden olarak sağlar. Ama sporcular psikolojik olarak vitamin almaları gerektiğini zanneder . Yetersiz ve fazla vitamin alımının performans üzerindeki etkileri çeşitli araştırmalara söz konusu olmuştur. Sağlıklı beslenen bir sporcu için birçok uzmanın belirttiği gibi vitamin alımı pahalı bir idrarın oluşmasına neden olur.
YARIŞMA ÖNCESİ ÖĞÜN
1- Yarışma öncesi öğün ne zaman yenmelidir?
Yarışma öncesi öğün yarışmadan en az 3 saat önce yenmelidir. Bu süre belirli besinlerin süresidir. Son öğün süresi bazen 3. 5, bazen de 4 saat olabilir.
2- Yarışma öncesi öğünde neler olmalıdır?
Son öğün sindirimi kolay besinler seçilmelidir. Sindirimi kolay ve enerji verici özelliklerinden ötürü karbonhidrat tercih nedeni olmalıdır.
3- Yarışmada öncesi öğün nasıl olmalıdır?
Yarışma öncesi öğün için şöyle örnekler verilebilir:Peynirli makarna, şehriye çorbası, komposto, ekmek. Veya derisi soyulmuş tavuk, patates püresi, şeftali, meyve suyu ve maden suyu karışımı
4- Yarışma öncesi öğünde neler olmamalıdır?
Yarışma öncesi son öğünde posası fazla olan çiğ sebze ve meyve olmamalıdır. Özellikle selülozik niteliği olan bazı yeşil besinler içine sünger gibi su çekerek çok uzun sürede sindirilirler. Ayrıca çok yağlı yiyeceklerin de sindirim süreleri uzundur. Bunlardan kaçınılmalıdır.
5- Yarışma sonrası öğünde neler olmalıdır?
Yarışma sonrası öğünde öncelikle vücutta azalan su mineraller yerine konmalıdır. Yarışmadan 30 dakika sonra su ve 1 saat sonra da süt veya ayran en uygun içecektir. Kaslarda boşalan glikojen depolarını doldurmak ve kan şeker düzeyini eski düzeyine getirmek için pilav, patates , makarna gibi karbonhidrattan zengin yiyecekler tercih edilmelidir. Vitamin ve mineral yönünden zengin taze meyve ve sebzeler, sütlü tatlılara ağırlık verilmelidir. Proteinli yiyeceklerden ise tavuk, balık, peynir gibi sindirimi kolay olanlar tercih edilmelidir.
SU VE SPOR
1- Vücudumuzun su kaynakları nelerdir?
Vücudumuzun su kaynakları üç ana grupta toplanır. Bunlar: Direkt olarak alınan su, çeşitli sıvıların içindeki su, çeşitli besin maddelerinin içindeki sudur.
2-Vücudumuz nerelerde suyu kullanır?
Su insan vücudunun önemli gereksinimidir. Bilindiği gibi insan organizmasının %65-70 ‘i sudan oluşmaktadır. İnsan vücudu dört temel olgu için suya gereksinim duyar. Bunlar şunlardır: a. Besinlerin vücuda alınması, b. Sindirim kolaylaşması, c. Zararlı öğelerin dışarı atılması, d. Vücut ısısının denetimi.
Bilindiği gibi fiziksel egzersiz sırasında vücudun sıvı gereksinimi artmaktadır. Egzersiz ter ve solunumla vücudumuzdan önemli miktarlarda sıvı kaybolmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 1000 metre koşusunda yaklaşık 1 litre, maratonda ise yaklaşık 5 litre sıvı kaybı olmaktadır.
3- Sporcunun ne kadar su içmesi gerekir?
Sporcunun ne kadar su içmesi gerektiği yaptığı aktiviteye, ortamın sıcaklığına ve aktivitenin süresine bağlıdır. Bu olaya harcanan kalori bazında bakarsanız, beslenme uzmanları harcanan her 1000 kilokalori için, bir litre suyun alınması gerektiğini söylemektedir.
4- Su ne zaman ve ne kadar içilmelidir?
Su içimi üç ana başlık altında toplanabilir. Bunlar;egzersiz öncesi, egzersiz sırası ve egzersiz sonrasıdır. Yarışma veya egzersiz öncesi son öğünde 2-2. 5 bardak su içilmelidir. Egzersizden yarım saat önce de 1 saat bardak içilebilir. Egzersiz sırasında su tüketimi kuşkusuz egzersizin şekli, süresi ve ortamın sıcaklığına bağlıdır. Beslenme uzmanları genelde bir saatin altındaki fiziksel aktiviteler için en uygun sıvı alımının su olduğu görüşündedir. Bu nedenle bir saat ve onun altındaki fiziksel aktivitelerde 20 dakikada bir bardak su içilmelidir. Egzersiz sonrası su içimindeki kriter de idrarın rengidir. İdrarın rengi açık oluncaya kadar sporcunun su içmesi önerilir. Aslında burada asıl mantık aktivite öncesi ve sonrası vücut ağırlığının belirlenip, farkı kadar su alınmasıdır.
5- Su ne soğuklukta olmalıdır?
Sporcunun içeceği suyun soğukluk derecesi sürekli tartışılan bir konudur ve bu konuda gelenekler yanlış bilgilerle doludur. Özellikle bu yanlış bilgiler egzersizde ve sonrası “soğuk su”içilmemesi yönündedir. Bu yanlış bir bilgidir. Egzersiz sırasında ve sonrasında termo-regülasyon (artan vücut sıcaklığının dengelenmesi)için özellikle soğuk su içimi yararlıdır. Burada beslenme uzmanları suyun soğukluğunun 5-10 derece olmasını önerirler.
DİĞER
1- Ergojenik yardım nedir?
Performans artırmak amacıyla yardımına başvurulan bazı besin maddeleri ve yöntemleridir.
Gerçek ergojenik yardımcılar kuvveti, dayanıklılığı, hızı ve beceriyi sürekli olarak artıran yöntemlerdir.
Bunlar sentetik madde olmadıkları için doping sayılmazlar, Spor dünyasında sporcular bazı alışkanlıklara, bazı maddelere kullanılır. Bu maddelere bira mayası, polen protein tozları v. b maddelerdir.
Bu maddelerin gerçek etkileri şunlardır:Bira mayası orta düzeyde b vitamini içerir. Araştırmalarda hiçbir ergojenik etkisine rastlanmamıştır. Bira mayası içinde yaşayabilen küçük canlılar çeşitli rahatsızlıklara neden olur.
Polen yapısında % 50 oranında karbonhidrat bulunur. Sporcular enerji verici madde olarak kullanılır. Araştırmalarda olumlu bir etkisine rastlanmamıştır. Bazı kişilerde tehlikeli boyutlarda alerji yapar.
B15 vitamini (pangamik asit)için bazı spor dergilerinde doku ve hücrelere oksijen taşınmasını artırdığı iddia edilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalarda vitamin etkinliği göstermediği tespit edilmiş olup, bazı firmaların ürünlerinde sadece laktoza (süt şeker) rastlanmıştır. B 15 sentetik bir madde olduğunda sağlığa zararlıdır. Aslında Besin ve İlaç Konseyi B15 in bir diyet destekleyici veya ilaç olarak satılmasını illegal kabul etmektedir.
Karnitin, vitamine benzer bir moleküldür. Vücutta bazı amino asitlerden sentezlenebilmektedir. Karnitin, özellikle ette bulunur. Uzun zincirli yağ asitlerinin sitoplazmada mitokondriye geçişini kolaylaştırdığı için ergojenik yardımcı olarak kabul edilir. Yine de sporculara ilave karnitin almalarını önerecek çok az bilimsel kaynak vardır.
Kreatin son zamanlarda oral kreatin suplementasyonunun kas fosfokreatini ve kreatin verimini artırabileceğini ileri süren çalışmalar vardır. Buna bağlı olarak kreatin , maksimal egzersizlerde yorgunluk gelişimini geciktirmektedir.
Ergojenik yardım konusundaki önerimiz, mutlaka spor alanında uzmanlaşmış bir beslenme uzmanından yardım alınmadan kullanılmamalıdır.
Ortak görüş iyi bir beslenme programı ile sporcunun gerekli tüm gereksinimlerini alabildiğidir.
2- Alkolün sporcular üzerinde etkisi nedir?
Alkol belirli dozda alındığında uyarıcı, belirli dozda alındığında da uyuşturucu etkisi yapar. Ayrıca alkol karaciğerde çözülüp yağa dönüşür. Enerji oluşumunda etkin değildir. Alınma dozuna göre merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşturucu etkisi vardır . Sporcunun konsantrasyonunu bozar. 1982 yılında Amerika Spor Hekimliği koleji alkol üzerine şunları söylemekteydi:
a-Alkolün kısa süreli etkisi reaksiyon zamanı, el göz koordinasyonu, denge ve kompleks koordinasyonu gibi özellikleri geciktirici ve bozucudur.
b-Enerji metabolizması, maksimal oksijen kullanımı, kalp atım hızı, kalp atım hacmi, kas kan akımı solunumsal dinamikleri etkiler
c-Kuvvet, güç , dayanıklılık, sürati azaltabilir.
d-Uzun süreli kullanımda karaciğer, kalp, beyin, kas hastalıkları ve ölüme yol açabilir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
TÜRK Basketbol Tarihi
1913 yılında Fenerbahçe Kulübü'nde basketbol çalışmaları başladı. Oyunlar Kurbağalıdere'de tenis kortundaki açık sahada sadece yaz sezonunda yapıldı. Daha sonra rakip bulunamadığı için bu çalışmalarda durdu.
18 Kasım 1920'de Cağaloğlu'ndaki Yüksek Öğretmen Okulu'nun bahçesinde Selim Sırrı Tarcan tarafından bir spor şöleni düzenlendi. Şölene o sırada YMCA örgütünün spor sorumlusu bulunan Dr. Diver de katıldı. Basketbolun doğduğu yer olan Springfield'den mezun olan Dr. Diver'i "basketbolu öğretmek" teklifini Tarcan olumlu karşıladı. Diver'in verdiği derslerden sonra 4 Nisan 1921 günü Yüksek Öğretmen Okulu'nun bahçesinde okul takımı ile YMCA'nın Amerikalılar'dan kurulu takımı karşılaştı. YMCA örgütü Genel Başkanı Stricker'in yönettiği maç 18-24 Amerikalıkarın lehine sonuçlandı.
Türkiye'de ilk basketbol ligi ise 1927 yılında başladı. Musevilerden kurulu Maccabi şampiyonluğunu 1933 yılına kadar sürdürdü. Naili Moran ve Feridun Koray'ın çabası ile güçlenen Galatasaray takımı ve 1933 yılında Türk Spor Kurumu'nun basketbolu ele alması ile Maccabi'nin üstünlüğü sona erdi. Beyoğlu Halkevi'nin Tepebaşı'ndaki salonunda yapılan İstanbul Basketbol şampiyonalarında Yekta Rodrig'den kurulu Galatasaray takımı arka arkaya dört yıl şampiyon oldu.
Basketbol ilk milli temas 24 Haziran 1936'da yapıldı.Kendi paraları ile Yunanistan Milli takımını yurdumuza getiren elemanlarımız Beyoğlu Halevi salonundaki karşılaşmayı 49-12 (devre 13-4) kazandı. Yunanistan'a karşı alınan bu galibiyet basketçilerimize Berlin Olimpiyatları kapılarını açtı. Takımımız ilk maçta Şili'ye 30-16, Mısır'a 33-23 yenilerek elendi. Basketbol Milli Takımımız uzun süren bir duraklamadan 10 yıl 2ay 26 günlük bir aradan sonra Yunanistan seyahatinde sahaya çıktı. 1946 yılında Atina'da yapılan müsabakayı takımımız 34-30 kazandı.
Önceleri İstanbul, İzmir ve Ankara bölgelerinde yürütülen basketbol çalışmaları daha sonra bu bölgelerin takımlarını bir araya getiren Türkiye Basketbol Ligi'ne dönüştü. (1966) basketbolumuzda genç, ümit, yıldız ve minik takımlar ele alındı. İstanbul ve Ankara kız okullarında başlayan çalışmalar daha sonra kulüplerce çekiştirildi. İlk kız milli basketbol takımımız Faik Gökay tarafından ele alındı. İlk maçı 12 Eylül 1964'te Batı Almanya'ya karşı oynadı. Ve 48-44 kaybettik.
Bugün dünyanın en popüler sporlarından biri haline gelen basketbolda en önemli uluslararası organizasyon Olimpiyat Oyunları'dır. 1976 yılında olimpiyat programına alınan basketbolda 1972 yılına kadar Amerika tartışılmasız bir üstünlük kurdu altın madalyaların sahibi oldu.
Basketbolda diğer önemli organizasyon Dünya ve Avrupa şampiyonaları ile Pan Amerika Oyunları'dır. Basketbol Milli Takımımız ise Avrupa şampiyonasında 1949'da elde ettiği dördüncülük ve 1951'deki altıncılıktan sonra 70'li yıllarda başarılı bir dönem geçirmiş, 1973 yılında yarı final oynama hakkını kıl payıyla kaçırdıktan sonra devler arasında sekizinci sıraya yerleşmiş, 1975'te de dokuzuncu olmuştur. 1977 ve 1979 yıllarını Avrupa Şampiyonası finallerinden uzakta geçiren milli takım, 1981'de katıldığı finallere 11. sırayı almıştır. Basketbol Milli Takımımız, o tarihten bu yana 1999 yılında sekizinci sırada yer aldı. Ancak yıldızlar ve gençler kategorilerinde zaman zaman başarılı sonuçlar almayı sürdürmüşlerdir. Basketbol Milli Takımımızın Akdeniz Oyunları ve Balkan Şampiyonaları'nda elde ettiği başarılı da şöyle sıralayabiliriz :
Akdeniz Oyunları'nda 1 şampiyonluk (1987 Lazkiye), 1 ikincilik (1971 İzmir), 2 üçüncülük (1983 Kazablanka) ve (1976 Tunus).
Balkan Şampiyonları'nda 1 şampiyonluk (1981 Sofya), 3 ikincilik (1962 İstanbul, 1982 İstanbul, 1985 Bükreş), 5 üçüncülük (1965 Tiran, 1968 İzmir, 1971 Vidin, 1979 Atina, 1983 Tito Vrbas ve 1988 Antalya).
Basketbolda Türkiye çapında ilk organizasyon 1946 yılında gerçekleştirildi. 1946'dan sonra düzenli olarak yapılan Türkiye Basketbol Şampiyonası maçları sadece üç ilimizin ; İstanbuli Ankara ve İzmir'in ilk derecelerini alan takımlarının katılmalarıyla oynandı. Deplasmanlı 2. lig 1969 yılında Deplasmanlı Bayanlar Ligi de 1980 yılında oynanmaya başlamıştır.
Türk Basketbol Tarihinin en önemli olayları Efes Pilsen'in 1993'te Koraç kupasını alması ve 1999'da Avrupa üçüncüsü olmasıdır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
ATA SPORUMUZ-Cirit(Çavgan)
Cirit, bir diğer adı ile Çavgan; Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata sporudur. Türkler bu Atlı oyunu Orta Asya dan günümüze taşımışlardır. 16. yüzyılda bir savaş oyunu olarak kabul edilmişti. 19. yüzyılda Osmanlı ülkesi ve sarayının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit aynı zamanda tehlikeli bir oyun olması sebebi ile 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasaklanmıştır. Daha sonraları tekrar popüler bir gösteri oyunu olarak yaygınlaştı. Bugün Anadolu'da pek çok ilimizde ilgiyle izlenen ve oynanan Cirit oyunu ve kuralları şu şekildedir: Cirit , 120x40m.'lik beyaz çizgilerle bölünmüş bir alanda oynanır. Oyun süresi 35 dakikalık 2 devreden toplam 70 dakikadır. Oyun alanının boyu 32 m. Eni 40m. Arkasındaki yasak alan 6m, alay durağı 6m.dir. Cirit sopası uzunluğu 110 cm.dir.
Alay Durağı: Takımın tek dizi halinde durduğu 6m. derinliğindeki bölge.
Yasak Alan: Alay durağı ile atış sahası arasında çizgilerle sınırlı orta sahaya 5m. derinliğindeki alandır. Burada karşı takımdan 2 atlı bulunabilir. Fazlasına eksi bir puan verilir.
Atış Alanı: Yasak alanın son çizgisinden oyun alanının ortasına 7m. derinliğinde alandır. Alaya hücum eden sporcu bu alana girip cirit atma mecburiyetindedir. Bunun dışında atış yaparsa eksi bir puan alır. Her takım 7 atlıdan oluşur. Her takımın 2 yedek oyuncusu vardır. Bunlar hakeme haber vermek koşulu ile oyunun herhangi anında değişim yapabilir. Oyundan çıkan bir daha oyuna giremez. Oyun puanlamalara göre sonuçlanır. Eksi puanlar artı puanlardan çıkarılır. Toplam puanı yüksek olan takım galip sayılır.
PUAN ALINAN HAREKETLER:
-Alay durağında ve oyun esnasında isabetli her türlü cirit vurmaya 6 puan.-Rakibi yakalamaya ve önünü kesmeye 3 puan
-Eyeri boşaltarak rakibin cirit'ini boşa çıkartmaya 3 puan.
-Rakibin cirit'ini oyun alanında tutmaya 3 puan.
EKSİ PUAN ALINAN HAREKETLER:
- 5 m.'den yakın mesafeden cirit atmak -3 puan
- Atını rakibine kasten çarptırmaya - 3 puan
- Ciritle kendi atına da olsa kasten vurmaya -3 puan
- Atı ile karşı alaya girmek -1 puan
- Yan çizgi ihlali -1 puan
- Atış sahası dışından atış yapmak -1 puan
- Karşı alaya 45 sn. içinde hamla yapamamak -1 puan
- Erken çıkış -1 puan
- Attan düşme -3 puan
- İkinci kez attan düşme -6 puan
- Karşı alaya kasten dalma -3 puan
- Hakemlerin kararına itiraz eden ve disiplinsizlik sergileyen oyuncu ihtar alır, tekrarında ise oyundan ihraç edilir.

.jpg)







.gif)